Mimar Sinan: Bir Tasarım Dehası – Bölüm 1
- Beste Yalgın
- 29 Mar 2023
- 2 dakikada okunur

Yavuz Sultan Selim döneminde Anadolu’dan devşirilen çocuklardan biri olan Sinan, Sultan Süleyman, Sultan II. Selim ve Sultan Murat dönemlerinde 50 yıla yakın baş mimarlık yapmıştır (Resim, 1). Osmanlı Klasik Mimarlığının öncülerinden biridir. Yaşadığı dönem imparatorluğun en parlak dönemidir. İstanbul siyasi ve ekonomik boyutta Avrupa’nın çok ötesindedir, ithalat ve ihracatın merkez noktasıdır. Yüksek gelir sınıfında yer alan saray halkı, servetlerinin bir kısmını hayır işlerine adamıştır. Sinan’ın da dahil olduğu Hassa Mimarlar Ocağı, saray halkının sipariş ettiği yapıları yapmakla yükümlüdür. Sinan bu kurumda cami, çeşme, kervansaray gibi vakıf binaları tasarlamıştır. Mimarbaşı olarak, imparatorluğun tüm şehircilik, mühendislik ve mimarlık işlerini yürütmektedir.
Osmanlı İmparatorluğunda Mimarlık
Mimar Sinan’ın eserlerine ait plan, kesit ve görünüş çizimleri büyük oranda günümüze ulaşmamıştır. Çünkü mevcut dönemde mimarlar, vaziyet planı hazırlayarak önemli binaları merkez yapının etrafına yerleştirmektedir. Genellikle cephe tasarımı ve maketler üzerinden çalışılmaktadır. Cephe tasarımları için sistemi bugün bile çözülememiş oranlar kullanılmıştır. İmparatorluk mimarlar bürosunun en yetkili kişisi olan Sinan tasarımları kendisi yapmakta, ekibindeki mimarlar ise bu tasarımları bir ölçek sistemine oturtarak uygulamaya koymaktadır.

Sinan’ın Ayasofya Tutkusu
Ayasofya hayranı olarak bilinen Sinan’ın en büyük hayallerinden biri, onun kadar görkemli ve eşsiz bir yapıyı hayata geçirmekti (Resim, 2). Mevcut dönemde Ayasofya’yı Sinan kadar detaylı inceleyen ve yapının gizemini çözebilen mimar sayısı ise azdı. Sinan tadilatları sırasında mekân algısından strüktürüne kadar yapıyı irdelemiş, hatta Ayasofya’ya benzer plan şemaları tasarlamıştır. Yarım kubbeyi mevcut haliyle değerlendirip yan nefleri kubbe ile örten Sinan, plan şemasını kendi yapılarına uyarlamıştır. O döneme dek piramit plan, avlu, çoklu minare kullanımı gibi görülmemiş nitelikleri dini yapılara eklemiştir. Mekân tasarımını strüktürün bir bütünü olarak görmüştür. Ustalık eseri olarak gördüğü Selimiye Cami’de minareleri eşit boyda tasarlaması ve müezzin mahfilini kubbe altına yerleştirmesi ile farkını ortaya koymuştur.
Yeni Bir Taşıyıcı Sistem
Sinan yapının yükü kaldırması için kubbeyi anıtsal kemerlerle desteklemiştir. Bu kemerler taşıyıcı göreviyle tek başına ayakta durabilmektedir. Selimiye Camii’nde 31 metre çapındaki kubbe yükünü, sekiz adet kemer taşımaktadır (Resim, 3). Kemerin filayakları yatay kuvvetler altında olduğu için kubbe, devasa boyutlarda payandalar ile desteklenmiştir. Sinan, Ayasofya’nın kubbesinin şiddetli depremler sırasında zarar gördüğünü bildiği için payandaları kemerlerin köşeleri doğrultusunda değil, yanal kuvvetleri dağıtmak üzere cepheye dik olarak konumlandırmıştır. Payandalar, depremleri ve asimetrik zemin oturmasının yaratacağı gerilmeleri karşılamaya yardım etmektedir.

Devamı haftaya “Mimar Sinan: Mühendislik, Şehir Planlaması ve Deprem” isimli yazımda, kaçırmayın...



Yorumlar